Bu Avrupa şehirleri ile Ortaçağ, Rönesans ve Modernizmi aynı anda yaşayın

SHARE


Avrupa, hem ülkemize yakınlığı, hem de korunmuş tarihi yapısı ve kültürel çeşitliliği nedeniyle yurtdışı tatili için genellikle ilk hedefimizdir. Önde gelen Avrupa şehirleri, Roma, Paris, Londra gibi başkentleri içerse de; Ortaçağ, Rönesans ve Modernizm’den birer örnek şehirle minik bir Avrupa seyahati yapmak da mümkün.

Gotizmin başkenti: Prag

Avrupa şehirleri arasında müthiş bir romantizm sunan Prag, 2. Dünya Savaşı’na rağmen hala ayakta olan kuleleri ve Gotik mimarisiyle Ortaçağ’daki haliyle sizi karşılayacak. Vltava Nehri’nin üzerindeki Charles Köprüsü’nü, sokak müzisyenleri ve satıcılar sayesinde defalarca turlamak isteyeceksiniz.

Görecek yer çok: Eski şehir meydanındaki Babil saatini de içeren astronomik saat kulesini inceleyip tepesine çıkarak evlerin çatılarına hayran hayran bakabilirsiniz. Kafka Müzesi’ni gezip önündeki esprili heykellerle fotoğraf çektirebilir ve klostrofobiniz yoksa müzenin yakınındaki dünyanın en dar sokağından (Vinarna Certovka) geçebilirsiniz. Nazım Hikmet’in burada yaşadığı yıllarda sürekli gittiği kafe olan Cafe Slavia’ya uğramayı unutmayın. Dünyanın en eski kalelerinden olan Prag Kalesi’ne çıkın ve yakınlardaki Altın Yol (Zlatà ulicka) denen nevi şahsına münhasır sokağı ve Kafka’nın yaşadığı evi görün.

Sanatseverler Çek ressam Alphonse Mucha Müzesi’ni listelerine yazsın. Kaja Saudek çizgi roman müzesi de oldukça ilgi çekici. Görülecek bir diğer ilginç yapı da şehrin modern yüzü olan Dans Eden Ev (Fred and Ginger). Eski Yahudi mahallesini de gezmeyi ihmal etmeyin. Prag ayrıca kültür ve sanat etkinlikleriyle dolu bir şehir olduğundan dinlendirici bir tatil olacaktır. Eve dönünce de Daniel Day-Lewis ve Juliet Binoche’lu “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği”ni izleyerek Prag baharını yad edin.

Floransa’da ‘sanat zehirlenmesi’ne dikkat!

Rönesans döneminde Avrupa şehirleri listesinde tahtta oturan Floransa, “küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk” misali küçük bir şehir; o nedenle de aslında birkaç günlük bir ziyareti hak ediyor. Şehrin bir günde yürüyerek gezilebilmesine kanmayın. Adım başı Michelangelo’nun, Dante’nin izlerine rastlanan ve Medicilerin hükümdarlığında bir zamanlar Avrupa’yı egemenliği altına almış bu açık hava müzesi şehirde “sanat zehirlenmesi” denen Stendhal Sendromu’na kapılmanız olası.

Şehrin katedrali (Duomo’su) olan Brunelleschi’nin mimari harikası Santa Maria del Fiore’yi gezin, Palazzo Vecchio’daki ufolu Meryem tablosunu görün, eşsiz Uffizi Müzesi’ne bir gün ayırın. Piazza Signoria’daki Davut heykelini inceledikten sonra Galleria Accademia’daki orijinaline bakıp Michelangelo’ya hayran kalacaksınız. Açıksa Vasari Koridorları’nı gezin ve gün batımında Piazza Micheangelo’ya çıkıp şehri fotoğraflayın. Arno üzerindeki Hitler’in dahi bombalamaya kıyamadığı söylenen minyatür köprü Ponte Vecchio’da akşamları müzik dinleyebilirsiniz. Mediciler’in sarayı Palazzo Pitti’yi ve Boboli Bahçeleri’ni gezin ve eski bir hapishane olan Bargello Müzesi’ne mutlaka girin. Bir akşamınızı Piazza Santo Spirito’nun kalabalığında geçirirken “kilisenin ön yüzü bitirilmiş olsa nasıl olurdu?” diye düşünmekten kendinizi almayacaksınız. San Marco Manastırı ve Santa Croce’yi gezin, derken bu liste bitmeyeceği gibi siz iyisi mi Floransa’dan hiç dönmeyin.

Yılda iki kez yapılan Pitti Uomo fuarına denk gelirseniz sokaklarda şık erkeklere ve akşamları çılgın partilere rastlayabilirsiniz.

Floransa’da konaklarken servi ağaçlı Toskana manzaralarının sadece fotoğraflara özgü olmadığını görmek için, San Gimignano, Volterra, Montepulciano gibi kasabaları gezebilirsiniz. İtalyan mutfağı mı dediniz? Floransa’nın lezzetli bifteği Bistecca alla Fiorentina olmazsa olmaz. Kokoreç seviyorsanız da Trippa alla Fiorentina’yı mutlaka tadın. Toscana mutfağından güzide örnekler için de “trattoria“ları tercih edin.

İspanyol-Katalan melezi: Barselona

İspanyol ve Katalan kültürünün birleştiği, sıcakkanlı bu Akdeniz şehrine de birkaç gününüzü ayırın. Gaudí’nin, hayal gücünün mimari bir gerçeğe dönüştürülebileceğini kanıtlayan Sagrada Familia, Casa Battlo ve Casa Mila, Park Güell gibi fantastik eserlerini görün. Hayatının bir dönemini Barselona’da geçirmiş olan Picasso’nun başyapıtlarını olmasa da, diğer pek çok eserini sergileyen Picasso Müzesi’ni gezin. Miró Müzesi ile Ulusal Katalonya Müzesi de sanatseverlerin seyahat listesinde yer almalı.

Teleferikle Mont Juic’e çıkıp şehri de seyrettiyseniz, seyahatinizin gerisi çoğunlukla La Rambla Caddesi civarında geçecektir. Sokak sanatıyla iç içe olan bu uzun caddeyi gezin, alışveriş yapın, rengarenk La Boqueria pazarında gezip El Quim‘de bir şeyler atıştırın, zamanın modernist ressamlarının uğrak yeri olan Els Quatre Gats kafeyi görün, Plaça de Reial Meydanı’nda vakit geçirin, Barri Gotic isimli Gotik semtini ve katedrali gezerek şehrin ortaçağ yüzüyle de tanıştıktan sonra, Port Vell tarafına gidin, dilerseniz akvaryumu gezin, hele mevsimlerden yazsa Barcelonata plajına uzanıverin. Siz siz olun, bir Flamenko gösterisi izlemeden de dönmeyin. Futbolseverseniz Camp Nou stadını gezip bir Barça forması satın alabilirsiniz.

Ne yiyeceğinize gelince, Barselona, lezzet tutkunları için de oldukça iyi bir destinasyon. Bu da birbirinden lezzetli tapaslara kendinizi teslim etme riskiyle karşı karşıyasınız demektir.

Bu arada, şehri hop-on hop-off turuyla gezmeniz size çok zaman kazandıracaktır. Zamanınız olursa gizemli Montserrat’a veya Dali’nin doğum yeri olan Figueres’e günübirlik bir gezi yapabilirsiniz.

Keyifli Avrupa seyahati için hazır mısınız?

Our writers' favourites

X
- Enter Your Location -
- or -