İstanbul’un ahşap mimari izleri ile büyüleyici bir yolculuğa çıkın

SHARE


Tarih öncesi çağlardan beri insanoğlunun barınmak için kullandığı en eski malzemelerden biri olan ahşap, albenisini günümüzde hala koruyor. Masumiyet ve yaşanmışlık duygusu uyandıran ahşap yapılar, bulunduğu mekana da bir nefes, bir hayat kazandırıyor. Göz kamaştıran detaylarıyla büyüleyici ahşap mimari eserler, doğal ve tarihi pek çok güzelliğe ev sahipliği yapan İstanbul’u ise adeta taçlandırıyor.

Tarihi dokusuyla gönülleri fetheden imparatorluklar şehri İstanbul, sinesinde sakladığı sürprizlerle sizi her daim kendisine hayran bıraktırmayı başaran ender şehirlerden biri. Mavinin en güzel tonlarıyla süslenmiş Boğaz’ın ışıltılı sularına yapılacak bir gezi ise bu sürprizleri keşfetmeye başlamak için ideal. Her iki yakayı da dantel gibi süsleyen ahşap mimari yapılar, gerçek bir görsel şölen sunarken görenleri de tatlı hülyalara sürüklüyor. 1800’lü yıllarda Dolmabahçe Sarayı’nın da mimarı olan Balyan kardeşlerin imzasını taşıyan Abud Efendi Yalısı, İstanbul’da ahşap mimari deyince akla ilk gelen örneklerden. Kandilli sahilini süsleyen bu yalıda, haremlik ve selamlığın inşaatında rutubete karşı dayanıklı meşe ağacı kullanılmış.

Yeniköy sahiline uzandığımızda ise dikkatimizi Doğu ve Batı tarzını harmanlayan bir üslupla inşa edilmiş Afif Ahmed Paşa Yalısı çekiyor. Neo-barok tarzında yapılan bu heybetli binanın mimarı Pera Palas Oteli’nin de mimarı olan Alexandre Vallaury. Yeniköy’de yer alan ve Türk edebiyat tarihine damga vurmuş iki yazar Tevfik Fikret ve Recaizade Mahmud Ekrem tarafından yaptırılmış Recaizade Mahmud Ekrem Yalısı ise bir zamanlar hararetli edebiyat tartışmalarına ev sahipliği yapmış bir mekan ve Servet-i Fünun edebiyatının da doğduğu ev olarak biliniyor.

Kont Ostrorog Yalısı

Boğaz’ın bir başka dikkat çeken ahşap mimari örneği ise Kont Ostrorog yalısı. Polonya doğumlu Leon Ostrorog, yalıyı Osmanlı İmparatorluğu’na İslam hukuku konusunda danışmanlık yaptığı dönemde, 1904’te satın almış. Kızıla çalan rengiyle dikkat çeken bu yalı, Boğaz’ın en göz alıcı yalılarından biri. Ethem Pertev Bey ya da bilinen diğer adıyla Süslü Yalı, gerçekten de ismiyle müsemma muhteşem bir yapı. 1860’larda yaptırılan Kanlıca’daki yalının ilk sahibi, Sultan Abdülmecid’in gözdelerinden biri olduğu düşünülen Fatma Hanım olduğu için yalıya, Saraylı Hanım Yalısı da denirmiş. Ağırlıklı olarak Art Nouveau tarzının hakim olduğu bu yalıda Oryantalist esintiler taşıyan oymalı balkon süslemeleri ve saçak payandaları oldukça göz alıcı.

Bebek ile Rumelihisarı arasında karanın denizle kucaklaştığı noktalarda ise, mütevazi minaresiyle ahşap bir yapı sizi çağırır. Adını üzerine inşa edildiği kayalardan alan Kayalar Mescidi’dir burası. Mescid, Sultan IV. Mehmet’in üç tuğlu Nişancıbaşı’sı Sıtkı Mehmet Paşa’nın zarif bir eseridir. Şehir hatları seferlerinin Boğaz turlarına katılarak yapacağınız bir gezi ile ahşap yalıları seyre dalabilir, kimi mutlu kimi hüzünlü hikayelerine keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz.

Boğaz’ı süsleyen bu ahşap yapılar dışında, ahşap mimarinin pek çok örneğini şehrin farklı noktalarında görmek de mümkün elbet. İstanbul’un farklı imparatorluklara ev sahipliği yapmış köklü tarihinde bir yolculuğa çıkmayı arzu edenler rotalarını tarihi yarımadaya çevirebilirler. Sultanahmet Meydanı çevresinde ahşap mimarinin izlerini taşıyan birçok tarihi bina bulunuyor.

Sultanahmet Camii ve Ayasofya’nın arasındaki yoldan aşağıya doğru indiğinizde ise sizi Cankurtaran kucaklar. Mahalle havasını kaybetmemiş, adeta bir film platosunu andıran bu semtte eski ahşap evler misafirlerinin yolunu gözler. Bunlardan birinden, “yine bir gülnihal aldı bu gönlümü” diye mırıltılar duyarsanız şaşırmayın, zira burası Türk Sanat Musikisi’nin gelmiş geçmiş en büyük bestekarlarından Dede Efendi’nin evidir. Bugün müzik enstrümanlarının sergilendiği bir müzeye dönüştürülen bu bina ahşap mimarinin sakin ve zarif örneklerinden biridir ve bizce gezilmelidir.

Villa Mon Plaisir

Boğaz’ın karşı kıyısına geçildiğinde kentsel dönüşüme direnmeye çalışan Çamlıca ve Üsküdar’da ahşap mimarinin izlerini taşıyan pek çok örneğe rastlarsınız.

Villa Mon Plaisir ise yıpranmış yüzüne rağmen güzelliğinden bir şey kaybetmeyen yaşlı bir kadın gibi sizi Fenerbahçe’de karşılar. Alt katı kagir, üstü ahşap olan bu 3 katlı binanın zarif silueti görenleri büyüler. Birinci katın ön cephesindeki küçük renkli seramiklerden yapılmış dört büyük pano, yoldan geçenlerin dikkatini alır. Fransızca İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış kelimelerinin yazılı olduğu bu panolar, güzelliklerini hala korumaktadırlar.

İstanbul, kalbinde sakladığı hazineleriyle sizi büyüleyen bir sevgili gibidir adeta. Yüzyıllar boyu farklı kültürlere şahitlik etmiş olan bir şehri keşfetmek için yola çıkınca aldığınız haz da o kadar büyük oluyor haliyle.

Tarihe meraklı Mastercard sahipleri ise, Yrd. Doç. Dr. Meryem Müzeyyen Fındıkgil eşliğinde, “Yükselme Devri’nde Osmanlı Mimarisi” konusu ile farklı tarihlerde düzenlenecek olan seminerlerle II.Bayezid ve Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemleri ahşap ve diğer yapıları hakkında bilgi sahibi olabilirler.

Detaylı bilgi almayı arzu edenlerin İstanbul mimarisi tarih atölyeleri linkine göz atmaları yeterli.

Our writers' favourites

X
- Enter Your Location -
- or -