Fener Balat hattında tarihe büyülü bir yolculuk

SHARE


3 imparatorluğa başkentlik etmiş İstanbul’un her bir köşesi tarihi bir koridora açılıyor. Tarihe meraklıysanız, yürümeyi de seviyorsanız rahat bir çift ayakkabıyı ayağınıza geçirin ve Unesco’nun koruma altına aldığı Fener Balat sokaklarında tarihe büyülü bir yolculuk yaparak kendinizi bu koridorlara bırakın. Cibali’de bulunan Kadir Has Üniversitesi bu keyifli tura başlamak için oldukça ideal. Zira yolun karşısına geçip yürümeye başladığınızda İmparator Theodosius tarafından V. yüzyılda yaptırılan surlarla karşılaşıyorsunuz. Surların Cibali semtinde bulunan kapısına Porta del Pozza adı verildiği rivayetlar arasında. Semte adını veren Cebe Ali Bey İstanbul’un fethedildiği gün bu semtteki sur kapısını kırıp girdiği için semt bu isimle anılmaya başlanmış ve halk arasında zamanla değişerek Cibali ismini almış.

1884’te faaliyete başlayan Cibali Tütün Fabrikası bugün Kadir has Üniversitesi’nin merkez kampüsü olarak kullanılmakta. O dönemin yapı ve yapım tekniklerini yansıtan bu tarihi bina neoklasik mimari üsluba sahip. Cibali için görüntüsüne bakarak mütevazi bir semt diyebiliriz ancak tarihe ait izler açısından bakıldığında hiç de mütevazi olmadığı açıkça görülüyor.

Tüm ihtişamıyla sahilde karşımıza çıkan Bulgar Aziz Stephen Kilisesi Fener Balat turunun önemli uğrak yerlerinden biri. Betonarme yerine demir iskelet yöntemi kullanılarak yapılan bu kilise halkın ziyaretine açık. Bulgar Kilisesi yanında yer alan Camhane, camdan yapılan tasarımları sevenler için hoş bir uğrak yeri. Cam sanatçısı Yasemin Aslan Bakiri’ye ait olan mekanda birbirinden çarpıcı pek çok eser bulunuyor.Tarihte eski bir uygulama şekli olan kuma döküm tekniği kullanarak cama hayat vermiş sanatçı.

Yürüyüşünüze devam ettiğinizde Fener Rum Patrikhanesi mütevazi binasıyla sizi şaşırtıyor zira Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir zamanlar başkenti olmuş bir şehirde yer alması ve bugünkü Ortodoks kiliselerinin çoğunun ana kiliseye bağlı olması sebebiyle çok büyük bir öneme sahip. Ortodoks cemaatinin dini merkezi olan Patrikhane, İstanbul’daki Bizans kiliselerinin en parlak dönemlerinde nasıl göründüğünü merak edenler tarafından mutlaka görülmeli.

Fener’e doğru yürümeye devam edince taş ve tuğladan yapılmış bir cami çıkıveriyor karşınıza. Doğu Roma İmparatorluğu döneminden kalma ve adı Gül Cami olan bu eser Bizans tarihini olduğu gibi yansıtıyor. Noel Baba Kilisesi ve bazı dizilere de ev sahipliği yapmış Cahide Erel’e ait sanat stüdyosu yine yürüyüş güzergahında karşımıza çıkanlar.

Sancaktar Yokuşu’nda heybetiyle gözünüzü alan bir bina çıkıyor karşınıza. Bu bina fetihten önce Patriklik Akademisi olarak kullanılmış ve tarihi 16.yüzyıla dek uzanıyor. Bugün Fener Rum Lisesi olarak hizmet veren bina dışarıdan ziyaretlere açık değil ancak Fener Balat turunuza ait görkemli bir fotoğrafınız olsun istiyorsanız bir uğramanızı tavsiye ederiz.

Çok yürüdüm biraz dinlenip soluklanayım biraz da bir şeyler atıştırayım diyorsanız, Vodina Caddesi üzerinde bulunan Balat Agora Meyhanesi keyifli bir mola için ideal. Eski İstanbullu Barba Vasilis’in unutulmayan leziz mezelerini günümüze taşıyan menüsüyle lezzet şöleni sizi bekliyor.

Tarihi dokusu ile dantel gibi işlenmiş Balat’a adımınızı attığınız anda kendinizi film platosunda zannediyorsunuz. Avrupa Birliği’nin, restorasyonları için özel olarak destek olduğu Balat’ın rengarenk cumbalı evleri sizi adeta mütevazi bir dünyanın hakim olduğu bir masal diyarına çıkarıyor. Balkonlardan asılı çamaşırlar, pencere diplerine iliştirilmiş çiçekler ve mahallenin huysuz kedileri adeta poz vermek için sizi bekliyor.

Fener Balat’ta alış veriş seçenekleri kısıtlı ama eğlenceli kedi ve köpeklerden, çapkın kuşlardan, illüstratif şarkı sözlerinden oluşan tasarımlarıyla kendine özgü bir çizgiye sahip Mine Atalar’ın butiği Minush‘a bir göz atabilirsiniz.


Our writers' favourites

X
- Enter Your Location -
- or -